
Yayınlanma: 7 Ocak 2026 12:19
Güncellenme: 9 Ocak 2026 09:46
Küresel piyasalarda belirsizlik ve jeopolitik riskler 2026 yılının ilk haftasında da gündemin merkezinde kalmaya devam ediyor. Venezuela, Asya-Pasifik hattı ve ABD kaynaklı gelişmeler, emtia fiyatlarından borsalara, döviz kurlarından faiz beklentilerine kadar geniş bir alanda fiyatlamaları etkiliyor.
ABD ile Venezuela arasında yaklaşık 2 milyar dolarlık ham petrol ihracatını kapsayan anlaşma, küresel petrol arzına yönelik beklentileri artırdı. Bu gelişmeyle birlikte Brent petrolün varil fiyatı 60 dolar seviyesinin altını test etti. Sabah saatlerinde yaklaşık 2 dolarlık düşüş dikkat çekti.
Petrol fiyatlarındaki gerileme;
Türkiye ve KKTC gibi net enerji ithalatçısı ülkeler için enflasyon ve cari açık açısından olumlu,
Küresel büyüme beklentileri için destekleyici olarak değerlendirilse de,
Venezuela’daki siyasi sürecin belirsizliği bu etkinin kalıcılığına dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
Maduro sonrası süreçte Venezuela borsasının rekor seviyelere yükselmesi dikkat çekerken, petrol fiyatlarındaki sert geri çekilmenin ardından Chevron hisseleri %4,5 düşüşle günü tamamladı.
Yatırımın Yeni Adı Paratron ile Siz de Kazanmaya Başlayın!
Asya cephesinde ise Çin ile Japonya arasındaki diplomatik tansiyon piyasalar üzerinde baskı yaratıyor. Çin’in, askerî ve sivil alanlarda kullanılabilen “çift kullanımlı” ürünlerin Japonya’ya ihracatını yasaklaması, özellikle nadir toprak elementleri üzerinden tedarik zinciri risklerini yeniden gündeme taşıdı.
Japonya’nın nadir toprak ithalatının yaklaşık %60’ını Çin’den karşılaması, olası kısıtlamaların;
Otomotiv
Yarı iletken
Savunma ve ileri teknoloji
sektörlerinde maliyet artışlarına yol açabileceği endişesini artırıyor.
Tokyo borsasında özellikle madencilik hisselerinde satışlar öne çıkarken, Hong Kong ve Japonya endeksleri günü yaklaşık %1 düşüşle karşıladı.
Beyaz Saray’dan gelen açıklamalara göre; Trump yönetimi, Grönland’ın ABD kontrolüne alınmasını yeniden stratejik bir seçenek olarak masaya yatırdı. Açıklamada askerî gücün dahi teorik olarak gündemde olduğu vurgulanırken, Avrupa ülkeleri ve Kanada’dan sert tepkiler geldi.
Bu gelişme, Arktik bölgesinde Rusya ve Çin’e karşı artan güç mücadelesinin finansal piyasalara yansımasının sürebileceğine işaret ediyor.
Emtia tarafında ise oldukça çarpıcı bir tablo izleniyor:
Bakır fiyatları rekor seviyelere yükseldi.
Nikel bir günde %10’dan fazla arttı.
Gümüş 83 dolar ile tarihi zirveye çıktı.
Altın 4.500 dolar seviyesini test etti.
Altın, gümüş ve bakırın aynı anda yükselmesi, klasik risk iştahı okumalarının ötesinde, piyasalarda fiat para sistemine karşı artan güvensizliğin bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Reel varlıklara yönelik bu yönelim, pek çok analiste göre, yaklaşan ekonomik kırılmanın öncü sinyali niteliğinde.
ABD borsaları jeopolitik riskleri şimdilik fiyatlamazken, endeksler rekor seviyelerde seyrini sürdürüyor. Dow Jones endeksi, sekiz aydır devam eden yükselişini yeni yılın ilk günlerinde de koruyor.
Asya’da ise Çin–Japonya gerilimi nedeniyle satış baskısı öne çıkıyor. Piyasaların odağı bugün ABD’den gelecek:
JOLTS açık iş verisi
ADP özel sektör istihdamı
Cuma günü açıklanacak tarım dışı istihdam raporu
Bu veriler, Fed’in faiz politikası açısından kritik önem taşıyor. Piyasalar şu aşamada 2026 içinde iki faiz indirimi beklentisini koruyor.
Türkiye cephesinde ise yeni yıla oldukça olumlu bir başlangıç yapıldığı görülüyor.
BIST 100 endeksi son üç günde %7 yükseldi.
Bankacılık hisselerinde teknik destekli alımlar sürüyor.
Hazine tahvil ihalelerine güçlü talep geldi.
Beklenmedik bir siyasi gelişme yaşanmaması halinde, TL ve TL cinsi varlıklara olan ilginin sürmesi bekleniyor. Portföy dağılımında TL’nin payının en az %50 olması gerektiği vurgulanıyor.
Döviz kurlarında ise 43,00 seviyesi etrafında sakin bir seyir izleniyor. TCMB’nin net yabancı para pozisyonunun yıl sonu itibarıyla 53,5 milyar dolar seviyesinde olduğu, yeni yıl ile birlikte yeniden net döviz alıcısı konumuna geçildiği değerlendiriliyor.
Yurtdışı kaynaklı girişlerin devam etmesi halinde, kur üzerindeki aşağı yönlü baskının korunabileceği öngörülüyor.
Bireysel Emeklilik Sistemi’nde devlet katkısının %30’dan %20’ye düşürülmesi, tasarruf eğilimini destekleme hedefiyle çelişen bir adım olarak değerlendiriliyor. Kısa vadede piyasa etkisi sınırlı olsa da, katkı payındaki olası yeni düşüşlerin sistemden çıkışları hızlandırabileceği ifade ediliyor.